BirGün iyice canımı sıkmaya başlıyor. "Yabancı"ya karşı "ulusalcımsı" tavır gün geçtikçe daha çok göze batıyor.
Geçtiğimiz günlerde bir grup Kürt, Le Monde ve International Herald Tribune gazetelerine "Kürt sorununda çözüm" için bir ilan verdi. İlanda eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, İspanya Başbakanı Felipe Gonzales ve eski Finlandiya Başbakanı Martti Ahtisaari isimleri de arabulucu olarak önerildi. Birgün'ün buna karşı eşşek kadar sür manşeti ne peki: "Bu adamlarla olur mu?" Haberin tamamı (farklı bir başlıkla) burada.
Yazıda Önder İşleyen ve Tayfun Mater'in değindiği sebeplerle Tony Blair'in tercih edilmemesini anlıyorum. Ama zaten görüşü alınan kimse diğer isimlere net bir tavır takınmamışken "bu adamlarla olur mu?" genelleyici tavrı can sıkıcı. Daha da can sıkıcı olan ise şu; Felipe Gonzales, Bernard Kouchner ve Martti Ahtisaari isimleri haberin hiç bir yerinde geçmiyor. Herhalde haberi sadece BirGün'den okuyan okur "ee yav şu adam olabilir aslında neden olmasın" diyemesin diye. Keşke mesela Felipe Gonzales'in nesini beğenmediğinizi de açıklasaydınız bari. Yok eğer genel olarak "yabancı arabulucu"ya karşıysanız da ona uygun manşet atın. (1) Tony Blair üzerinden bütün "yabancı"lara giydirmek hoş değil. Hem "bu adamlar" ne yahu? Ayıp lan.
Tabii ki keşke sorun Türkiye içinde, arabulucusuz çözülebilse. Ama bu yolla da denemenin ne zararı var? Kaç yıldır içimizde çözmeye çalıştık, 40bin insan öldü, bir kez de bunu deneyelim ne olur? Zaten çözüme karşı olan, "yabancı"ya alerjisi olan herkes karşı çıkmakta, çamur atmakta geç kalmadı bu bildiriye. Ne olur BirGün de koroya katılmasa? Türkiye'nin en önemli sorunu Kürt sorunudur demiyor muydu BirGün? Bırakın, çözebiliyorsa Martti Ahtisaari çözsün.
(1) Bir de yerli arabulucular önermişler ki evlere şenlik: Levent Tüzel, Filiz Koçali, Ufuk Uras. İlk ikisi son 4 seçimdir DTP çatısı altında, diğeri son seçimde DTP desteğiyle meclise girdi ve bir çok konuda DTP'lilerle aynı görüşte, etrafta Apo fotoğrafı önünde çekilmiş saçma sapan fotoğrafları yayınlanıyor. Onların arabuluculuğunu kabul edebileceğini mi düşünüyorsunuz "karşı" tarafın? Ben zaten diğer herhangi bir ismi bile kabul edebileceklerinden oldukça şüpheliyim "yabancı" olmaları dolayısıyla.
22 Mayıs 2008
Kürt Sorununa (Aracılı) Çözüm ve BirGün
*
jörmungand
,
19:19
0
yorum yapılmış. [siz de yapın]
etiketler: gazete: birgün, kürt sorunu, medya
Haydi Oyun Oynayalım
"Haydi Oyun Oynayalım" kampanyası için 16:00 - 17:00 saatleri arasında yayınımıza 1 saat süre ile ara veriyoruz.Alttan bu yazı geçiyor, ekranda çizgili kağıda çizilmiş oyun oynayan çocuklar resmi ve "Her Çocuğun Çocuk Olmaya Hakkı Vardı" yazısı. Arkadan oyun oynayan çocuk sesleri geliyor. Nickelodeon enteresan bir iş yapmış. Tebrik edilesi.
*
jörmungand
,
16:25
2
yorum yapılmış. [siz de yapın]
02 Mayıs 2008
1 Mayıs Kutlu Olsun
28 Nisan 2008
Göç ederken soyları kırılıveren Ermeniler
Ermeni soykırımı hakkında, "efendim soykırmadık, sadece zorunlu göçe tabi tuttuk, bir kaçı da ölüverdi arada, n'apalım" tezini biliyoruz, yazılı olarak buldum da bir tane, paylaşmak istedim. CHP Gençlik Kolları'nın dergisi Genç Söylev'in Aralık 2007 sayısında CHP Gençlik Kolları MYK üyesi Onur Balkaya yazmış;
Ermenilere yönelik uygulama, sadece güvenliğin sağlanması amacıyla imparatorluk içinde başka bir bölgeye göç ettirme olup soykırım ile hiç bir alakası yoktur. Ermenilerin doğu Anadolu'da savaş ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. Ancak bu kayıplar, doğu Anadolu'da yaşanan savaş ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç yetersizliği, ağır iklim şartları ile tifüs gibi salgın hastalıkların yol açtığı tahribat sonucu meydana gelmiştir.Bu söylem, Ermeni soykırımını kabul etmektir. Sen eğer göç ettirilmemesi durumunda yaşamaya devam edecek 1 milyon insanı savaş ve ağır iklim koşullarında zorla göç ettirip, asayişi, aracı, gıdayı, ilacı sağlamazsan, ölmelerine göz yumarsan, "öldüler canım, ne yapalım, kısmet" diyemezsin. Bu insanların ölümünden birinci derecede sorumlu sensin!
*
jörmungand
,
14:19
15
yorum yapılmış. [siz de yapın]
etiketler: chp, ermeni soykırımı, tarih
22 Nisan 2008
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü?
Tam da "ulan bunu da mı Ak Parti yapacaktı" diye düşünürken, 1 Mayıs'ın tatil falan olmadığını öğredik. Saçma sapan bir "gün" ilanıyla geçiştirildi. Karayolu güvenliği haftasının üzerinde yerini alacak şu listede. Aman ne büyük lütuf.
Sebep?
"Türkiye zaten bir tatiller ülkesi, 1 gün tatil ülkeye bilmemkaç milyon liralık zarar veriyor."(1)
İnsan bunu derken utanır. Ramazan bayramında 3,5 gün, o yetmeyince haftasonlarıyla birleştirip 9 gün, kurban bayramında 4,5 gün, yetmeyince haftasonlarıyla birleştirip 9 gün tatil yapan siz değilsiniz sanki de, işçi bayramı mahfediyor ekonominizi. 4 tane resmi bayram neden var hem? Tamam biri ülkenin kuruluşu, o olacak, biri de meclisin açılışı, tamam o da olsun. Diğer 2'si neden tatil? Stadyumlarda Nazi icadı gösteriler dışında ne yapılıyor bu bayramlarda?
Tabii bu hükümetin, bu ortamda kalkıp da 19 Mayıs'ı, 30 Ağustos'u tatil olmaktan çıkarmaya cesaret etmesini bekemiyorum. Kurban bayramını 1 güne düşürebilir ama? "Kurban kestik şu oldu bu oldu, hem bi tane de uzun tatil olsun canım" diyorsan, ramazan bayramını düşür 1 güne?(2) 1 Mayısı da tatil yap, al sana 1 gün kâr, bilmemkaç milyon katkı ekonomiye. Çalışmak isteyene kaldırılacak lüzumsuz tatil bol ülkede. 1 Ocak falan da var çok istersen.
Gel kaldır bu lüzumsuz tatillerden birini, yap 1 Mayısı tatil. "İşçi Bayramı" tatil olmayacak da hangi gün tatil olacak?
Bence Taksim'de kutlamak da o kadar inat edilmesi gereken bir şey değil. Artık Taksim eskisi gibi miting yapmaya uygun olmayabilir, mümkündür, uygun olan başka bir yerde yapılır. Ama hem "Taksim'de değil, izin verilen yerde istediğiniz gibi kutlayın, eğlenin" demek, hem de tatil yapmamak sığar mı delikanlılığa? Nasıl gidip eğlensin "benim işçim" iş günü ortasında?
"Ehehe, gün ilan ettik la, negzel işte, kimse yapmamıştı bunu" deme bari, dalga geçiyor ulan adam utanmadan gözümüzün içine baka baka. 1 Mayis Emek ve Dayanisma Günüymüş. Hadi ordan. Dayanışma my ass.
(1) Tayyip Erdoğan, az önce Ak Parti grup konuşmasında dedi bunu.
(2) Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından reddedilen Annan planında öngörülen Birleşik Kıbrıs'ta kurban bayramı, ramazan bayramı, paskalya ve noel, 1er günlük tatil olacaktı.
28 Mart 2008
Adım adım "Taraf vs İşçi Partisi"
23 Mart Pazar
Taraf Gazetesi, İşçi Partisi'nde el konulan CD'lerden birinde Yargıtay'ın krokisinin bulunduğu bigisini ele geçirir, haberle ilgili bilgileri ertesi gün yayınlanmak üzere İstanbul'daki gazete merkezine fakslar.
24 Mart Pazartesi
Yargıtay krokisi haberi Taraf'ta manşet olur. İç sayfada, Ankara bürosundan faksla gelen kroki ve kroki ile ilgili bilgiler de yayınlanır.
26 Mart Çarşamba
İşçi partisi, 24 Martta Taraf'ta yayınlanmış resimlerde bile üstündeki "TARAF" yazısı ve Ankara bürosunun faks numarası (künyede de yazan faks) belli olan, yani zaten Taraf'tan gönderildiği apaçık belli olan faksın 23 Mart'ta değil de 13 Mart'ta, Taraf merkezine değil de İşçi Partisi genel merkezi'ne gönderildiğini iddia eder. Ama bu belgelerin manşet olmasına kadar geçen 11 günde, ellerinde Taraf gibi en büyük düşmanları, "ikinci cumhuriyetçi, emperyalist uşağı" bir gazeteden gelmiş, "nerelerde güvenlik zaafı olduğu"na kadar ayrıntılı Yargıtay krokisiyle 11 gün oturan İşçi Partisi'nden neden hiç ses çıkmadığı açıklanmaz.(1) Taraf'ın böyle şahane bir komployu kurarken belgeleri mal gibi kendi bürosundan yollayıp, bi de onları faks numaralarını bile silmeden gazetesine basma ihtimali de biraz düşük görünmektedir.
İşçi Partisinin bu saçmalığı medyaya da yansır. Özellikle Karamehmet'in faşist ve tatlısu faşisti gazetelerinde (H.O. Tercüman ve Güneş) yaygara kopartılır, son zamanlarda demokrasiden yana gözüken NTV bile haberi sadece İşçi Partisi kaynaklı verir.
27 Mart Perşembe
Taraf, işin aslını açıklar, bir güzel ayar verir.(2) Faks kayıtlarının da Ankara bürosunda bulunduğu belirtilir.
İşçi Partisi, ayar aldım mutluyum deyip oturacağına alternatif zaman gazetesi yalanlamalari'nın şahane bir örneğini sunar. (Sondan 7. paragraf)
28 Mart Cuma
Taraf, içinde kroki bulunan cd'nin seri numarasını ve tutanakları kadar yayınlar.
(1) Acaba "liboş" Taraf ile "nasyonal sosyalist" İşçi Partisi birlite Yargıtay'a saldırı mı planlıyordu da Taraf bunları satarak belgeleri yayınladı? Yoksa sadece "belki bir gün işe yarar, dursun" diyerek belgeleri sakladı mı İP?
(2) Aynı gün verilmiş çok şahane başka bir ayar da şurada.
*
jörmungand
,
13:17
2
yorum yapılmış. [siz de yapın]
etiketler: ergenekon, gazete: taraf, ip, yalan
13 Mart 2008
Tercüman'ın yeni marifeti
Tıkla da daha yakından bak yandaki resme. Ne güzel di mi? Misssler gibi terörist cesedi, leşi! Ohhh! Bak bak zevk al. Gebermiş hainler! Mehmetçik boş dönmemiş! Şehitlerimizin kanı yerde kalmamış!
Türkiye'nin en kıç bile silinmeyecek gazetesi Halka ve Olaylara Tercüman, yine muhteşem bir habercilik başarısına imza atarak kahraman mehmetçiğin öldürdüğü teröristleri 1. sayfasına taşımış, ama öyle bir taşımak ki, aklın hayalin durur. İnsani olarak iğrençliğinden bahsetmeyeğim hiç, onda TSK ile bile hemfikiriz. Hani TSK "insani değil" diyerek basına terörist cesedi resmi vermeyi reddetmişti ya. Gerçi gerçek sebep bu mu yoksa ellerinde 240 sayısını doğrulayacak resim olmaması mı bilinmez o ayrı, daha önce insaniydi de şimdi mi insani değil, o da merak konusu, neyse. İğrençliğini geçtim, sadece haberin kıçtan sallamalığına değinmek istiyorum.
Bir kere kaynak yok, "Tercüman özel görüntüleri ele geçirdi." kim geçirdi, nasıl geçirdi, belli değil. Sağolsun en tepeye döşemiş 12 tane ceset, üstünü de mozaiklemiş, rahatsız olmayalım diye herhalde. (Yarım sayfa ceset resmi basıp üstünü mozaiklemek de enteresan bir gazetecilik tabii.) Ama bu cesetler her şey olabilir, 10 yıl önceki bir operasyondan olabilir, hatta dünyada herhangi bir yerdeki herhangi bir katliamdan olabilir. PKK'lı oldularını gösteren hiç bir kanıt yok.
Başka bir resimde de karların üstüne 8-10 tane silah serip resim çekilmiş, bunlar da ölen veya "silahını bırakıp kaçan (o nasıl işse?)" teröristlerinmiş. Heee öyledir kesin.
Bunun yanında, "12" sayısına dikkatinizi çekmek isterim. "10", PKK'nın bildirdiği zayiat zaten. Yani PKK, 10 militanını kaybettiğini iddia ediyor. TSK ise "240 teröristi etkisiz hale getirdik" diyor. Tercüman'ın bu haberinde de 12 teröristten bahsediliyor. Kalan 228 teröristin resmi yok Tercüman'da nedense. Hayır, madem böyle muhteşem bir gazetecilik başarısına imza attınız, photoshopta 3-5 tıklamayla 240 yapabilirdiniz onları, tam olurdu.
Çok alakasız (valla) ek bilgi: Bu gazetenin (Ve Güneş'in, ve Akşam'ın) sahibi, geçenlerde Türkiye'nin en zengini olduğunu öğrendiğimiz Karamehmet'tir.
*
jörmungand
,
00:28
2
yorum yapılmış. [siz de yapın]
etiketler: gazete: tercüman, medya, militarizm, yalan
06 Mart 2008
240'ın anası
Hıncal Uluç 4 Martta Sabah'ta şöyle şeyler demiş. Merkez medyada bu tür sözler duymak ne kadar güzel:
Bir gün daha sürse ve bir, tek bir şehit daha verseydik.. Amerika'ya ders vermek, dünyaya hava atmak için bir Türk gencini feda etmek..Not: Bir önceki yazımda TSK'nın şehit sayısı 27 demiştim, burada 24 demesinin sebebi 3 kişinin köy korucusu olması, ya baktığı kaynak ya da Hıncal Uluç (umarım) atlamış.
O şehit kendi evladımız olsa mesela?.
Aslında öbür 240 ne?..
Terörist, merörist.. Onlar da bizim çocuklarımız değil mi?. Şehit ailelerine yanıyoruz.. Peki o 240'ın anası, bu memleketin anası değil mi?. Şehit anaları üzerinden reyting yapanlar, o anaların acısını niye getirmez ekrana?..
Doğu'da her şey güllük gülistanlık olsa, PKK olur muydu?.. Bu çocuklar böyle kolayca kandırılıp yığınlarla dağa çekilir miydi?.
O zaman iyi, çok iyi düşünün.. "Şehit" diye andığımızla, "Etkisiz hale getirildi" dediğimiz insanlar, çok küçük farklar, şanslarla, tam da karşının üniformasını giymiş olabilirlerdi. Ayni ülkenin, ayni yörenin, hatta ayni ailenin çocukları bunlar..
Bugün 24 değil, 240+24 aile kan ağlıyor ülkemde..
*
jörmungand
,
00:12
1 yorum yapılmış. [siz de yapın]
etiketler: gazete: sabah, kürt sorunu, militarizm, pkk
02 Mart 2008
Yirmi yedi
Harekat bitmiş. 240-27 galibiz.
Ne demiş genelkurmay;
Şüphesiz, bir bölgede icra edilen operasyonla terör örgütünün tamamen etkisiz hale getirilmesi söz konusu değildir. Ancak, Irak’ın kuzeyinin teröristler için emniyetli bir bölge olmadığı örgüte gösterilmiştir.Hadi 240 neyse. O sadece "atılan gol" hanesindeki sayı sizin için, biliyoruz da, "27" mi yani "örgüte bir yerin güvenli olmadığını gösterme"nin bedeli. Çoğu* bu işi devlet zoruyla yaparken ölen 27 genç mi?
* Ölenlerden kaçı "vatani görev"ini yaparken ölmüş, bilen biri söylerse sağolsun.
*
jörmungand
,
01:50
2
yorum yapılmış. [siz de yapın]
etiketler: kürt sorunu, militarizm, pkk
26 Şubat 2008
Kral Çıplak
Sonunda konuştu 1 kişi.
1 kişinin bile bir durup düşünmesini sağladıysa bu kadın, maç izler gibi operasyon izleyen, "112-15 yeniyoruz hacı" diye sevinen 1 tane embesilin aklını biraz olsun başına getirdiyse, "şehitler ölmez, vatan bölünmez" naraları atan on adamdan on kat fazla faydası olmuştur vatana, millete, dünyaya.
Bu kadar ünlü, halka malolmuş bir insan olarak, halkın çok büyük çoğunluğunun sana katılmayacağını bile bile böyle laflar etmek cesaret ister. Selam olsun sana Bülent Abla!
*
jörmungand
,
22:33
3
yorum yapılmış. [siz de yapın]
etiketler: barış, bülent ersoy, kürt sorunu, militarizm
19 Şubat 2008
Zaman okurları "hazır değil"
Ntvmsnbc'deki habere göre, (o da Milliyet'ten almış, yani bir kısmı çarpıtma olabilir, dikkatli olmalı) Zaman gazetesi Alev Alatlı'nın son yazısını basmamış, sebep olarak da "okurlarımız hazır değil"i göstermiş. Demek ki Zaman gazetemiz de öyle pek özgürlükçü değilmiş, işine gelmeyen yazıları basmayıverebiliyormuş.
Yine aynı haberden öğrendiğimize göre Zaman, biz henüz özgür olmadık bildirisine de anca 3 gün sonra iç sayfalarda yer vermiş. Allah Allah, neden ki? Ona da ilk gün okurları hazır değildi herhalde, 3 günde hazırlandılar.
Alev Alatlı'nın yazısına hazır olanlar için, yazıyı ben buraya kopyalayayım bari:
İçerden mırıldanmalar
Gözlemlediğim odur ki, korkutan tülbent değil, türban. Niye, çünkü, derin belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent. Döner yara sarar, döner kırık kol bağlar, döner sancılı başı sıkar, döner yoğurt süzer, döner hamur teknesini örter, döner bebeyi haşerattan korur, hastanın terini siler, yavukluya armağan olur, hasreti iyileştirir. Nurani yüzleri çevrelerken anılır; sabun kokusu, kekik ıtırı, kadın şefkati, ana kucağı çağrıştırır. Türban öyle değil. Çünkü, türban, İslâmi tesettüre ilişkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiğinin ilânı hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına ilişkin tüm diğer yorum ve kuralların da kabullenildiğini ima eder. Bunların arasında kötülük, fitne ve uğursuzluk kaynağı olmamızdan başka, dinen ve aklen dûn (eksik) yaratıldığımız, namazı bozan köpekler ve eşeklerle bir tutulduğumuz şeklinde, eşrefi mahlûkat olmaktan gelen haysiyetimizi rencide eden yorumlar vardır. Türban, bu yorumların zımnen kabulü olarak görüldüğü için korkutur.
Kadın/ana koşulsuz sevginin simgesidir. Toplumun, yasaların, hatta kutsal kitapların dayatmalarına rağmen doğurduklarından vazgeçmeyen, terörist torunundan da, eşcinsel oğlundan da, konsomatrist kızından da kopmayandır. Hiç bir ideolojinin yada toplumsal kurgunun ya da inancın selâmeti anayı çocuklarını feda etmeye iknaya yetmezken, kadın, pederşahi kuralların inşa ettiği dünyanın iflâh olmaz muhalifi olarak tebarüz eder. Bu iflâh olmaz muhalif, yeri geldiğinde tüm kuralları çiğneyecek, oğlan ya da kız, suçları ne olursa olsun, doğurduklarının esenliğini sağlamaya çalışacaktır. “Ağlarsa ana ağlar gerisi yalan ağlar” olgusu, kadın unsurunun beşere sunduğu eşsiz sığınağı minnetle ulularken; kadının kendisi yeryüzünde gözlenen tüm karışıklıkların (fitnenin) müsebbibi olarak takdim edilir, dünya kurulalı beri.
Hint’in kutsal metinlerinde, “doğuştan düşüncesiz ve hilekârdır” kadın. “İman yolunda bir engel, salâh yolunda bir bariyer, uygulamada bir büyücü, iğrenç arzuları temsil eden” bir aşifte.(1) Buda, öğretisini sulandıracakları için kadınların rahibe olmalarına karşıdır. Ortodoks Yahudi erkeklerinin sabah dualarından biri, “Beni bir kadın olarak yaratmayan Kâinatın Yaratıcısı Efendimize hamdolsun.” Adem’i mennu meyveyi yemeğe ikna ederek, insanlığın cennetten kovulmasına neden olan Havva ile ilişkilendirilmiyor olmasına şükretmektedir. Hıristiyan geleneğinin başat bileşeni, kadının kötülük, ayartma ve günahla özdeşleştirilmesidir. Erkek, ruhani, akla yatkın ve tanrısal olan İsa’nın alanının temsilcisi sayılırken, kadın, Sezar’ın ten ve madde dünyasıyla bütünleştirilir. Hayrın ve şerrin, cinslerdeki karşılıkları erkek ve kadın olarak belirlenirken, yeryüzüne kötülük bulaştırdıkları gerekçesiyle kadınlardan topluca tövbe edip, günahlarını affettirmeleri talep edilir. İsevi öğretiyi kaleme alan Aziz Paulos, memnu meyva olayında “aldanarak suça düşen” kadının susup, erkeğe tabi olması gerektiğini bildirir: “Kadın tam tabiiyetle sessizce öğrensin. Fakat kadının öğretmesine, ve erkeğe hâkim olmasına izin vermem...”(2) Hıristiyan kadınların günahlarının bağışlanması, cinsiyetlerinin dayattığı rolü canı gönülden kabullenip çocuk doğurmaları, cinselliklerini kontrol altında tutmaları, erkeğe tabi olmalarına bağlıdır. İslam’da, “Ümmetim için kadın fitnesinden daha büyük bir fitne kaldığını bilmiyorum” mealindeki cümlenin Hazreti Muhammed’e ait olduğu bildirilir. “Allahım bizi kadınların şerrinden, fitnesinden ve onlarla imtihan olup kaybetmekten koru” mealindeki duanın(3) varlığı, semavi dinlerin ortak tutumlarının yansıması olarak belirir.
Öte yandan, 1900’lü yılların başlarına kadar medeni dünyanın hemen her ülkesinde bir eş, kocasının gölgesi, uzantısı, parçası olan kadın, dünyayı saran değişimden nasibini alacaktır. “Yeni kadın” erkeğin bir refleksinden ibaret olmayı kabullenmeyen, yardımcı oyuncu rolünü reddeden, kendisine ait bir içdünyasına sahip, coşkulu, bağımsız, özgüven sahibi, yaşamını bir başına sürdürmeyi göze alabilen kadındır. Bu kadın, modernleşen toplumların her basamağında rastlanabilecek birisidir. Sabahın kör karanlığında işçi mahallelerinden fabrikalara akan solgun kalabalığın arasında da görülebilir, mutevazı bir tezgâhın arkasında da, laboratuvarda da, devlet arşivinde de, hastane koğuşunda da. Aşkları çok başarılı evliliklerle sonuçlanan, el değmemiş “iyi” kızlar değillerdir bunlar. Kocalarının ihanetlerine katlanan evli kadınlardan olmadıkları gibi, intikamlarını zina yaparak almaya kalkışanlardan da değillerdir. Ne mutsuz bir aşk hikâyesinin yasını tutan yaşlı bakire, ne de bir aşifte; yeni kadın, yoksulluğa ya da mesleksizliğe kurban gitmeyi reddeden, hayattan özgün talepleri olan, ömrünü ailenin, sülâlenin hizmetinde tüketmeyi reddeden, hemcinsinin haklarını savunan kadın.
Yeni kadın, erkeğin ne gönlüne ne de aklına hitap eder. Erkek cinsinin en duyarlı zümresi iken şairler, yeni kadını ne görürler, ne duyarlar, ne anlarlar, ne de ayırt ederler. Kendilerini geliştirmeye adanmış, yeni yollar, yeni renkler, yeni dünyalar keşfetmeye çalışan yazarlar, yeni kadının yanından geçip giderler. Edebiyat, ihanete uğramış, terk edilmiş, acı çeken kadınlar, intikamcı zevceler, büyüleyici aşifteler ya da iradesiz, renksiz, sade, şirin kızlar üretmeyi sürdürür. Romancıların muhayyeleleri de sanki kadının geleneksel görüntüsünden başkasını algılamaya müsait değildir. Değişimi idrak edemedikleri gibi, belleklerine de kaydedemezler. Yeni kadının hekimlikten yargıçlığa, sanayicilikten mühendisliğe, müzikten edebiyata, tiyatrodan öğretmenliğe kadar hemen her çağdaş uğraşta rastlanan muhteşem örneklerine gelince, onlar istisna sayılır; olağandışı psikolojik fenomenler olarak tanımlanıp, uzak durulur. Yaşı ne olursa olsun, erkeğin kanatlarının altında olmayan kadın, ana muamelesi görür. Özetle, kadının ne olup olmadığı erkekler tarafından kadınlar üzerinden tartışılan bir süreç olmaya devam eder; günümüzde türban meselesinde gördüğümüz gibi.
Oysa, cinsellik, yeni kadının kimliğini oluşturan onlarca bileşenden sadece birisidir; meğer ki, yaptırımların kurbanı olsun, asla belirleyeci olanı değil. Keza, doğurma eylemi, kadın hüviyetindeki ömrünün sancılı bir safhasından ibarettir, bütününü şekillendiren bir fenomen değil. Doğum yapmış, yani, kadın olmaktan ana olmaya terfi ettirilmiş olmak, yeni kadın tarafından cinsine atfedilegelen fıtrî kötülüklerden arındırıldığı gösteren bir ibraname olarak da önemsenmez. Yeni kadın, evlâd sahibi olmanın hormonlarının desteğindeki koruma içgüdüsünü körükleyeceğini, doğurduklarını yaşatabilmek için elinden geleni ardına koymayacağı ruh halinin “fitne potansiyeli”ni de güçlendirebileceğinin bilincindedir. Kediler ana olmasın derler, doğrudur; en narinimiz bile tırnaklarını çıkaracak, aslan kesilecektir. Bu çerçevede, “haram helâl ver Allahım/çoluk çocuk yer Allahım” yakarışının bir kadın duası olduğunu hatırlatayım. Tekvin ve Kur’an’da yer alan İsmail kıssasında biricik oğlunu kurban etmeyi düşünebilenin çocuğun anası değil, babası olmuş olması, yeni kadının gözünde erkeklerin çocuklarına ilişkin eğreti tutumlarının teyidi mahiyetindedir; erkeklerden oluşan hakim sınıfının hükümranlığını yasallaştıran çağların pederşahi toplum sistemlerinde oğullarını esirgeme çabası içindeki anaların feryadlarının şeytanın iğvaları olarak yorumlanmasını da ciddiye almayacaktır.
Yeni kadının tecrübesi, yeryüzündeki yaşamın somutta ispatlanan aşkla ayakta kaldığı şeklindedir, yasalarla değil. Cinselliğin iletişimle mümkün olduğu şeklindedir, şiddetle değil. İmanın akılla güçlendiği şeklindedir, dayatmayla değil. Ruhaniyatın saygı ile beslendiğidir, seçkinci ayırımcılıkla değil. Erkeklere nasip olmamış gibi duran işbu tecrübe, fitne vb. suçlamalara karşın kadınların/anaların yasaların dışında ve üstündeki konumlarına ısrarla sahip çıkmalarını öğütleyen kadınlık bilgisidir. Gerektiğinde baş örten, gerektiğinde yara saran tülbent, kadınlara mahsus bilginin kadim nakil aracı olarak görülür. Bu bağlamda, türban, kadınlık bilgisinin bastırılması, diğer bir deyişle, kadının kadına ihanetinin dışavurumu olarak algılanabildiği için korkutur.
Türk toplumun eriştiği tarihinin bu noktasında, yargıç kürsüsündeki yerini dişiyle tırnağıyla elde etmiş yeni kadın, tanık mahallindeki hemcinsinin şahitliğini irade ve akıl bakımından erkeklerden daha zayıf olduğu gerekçesiyle reddetmeyi aklından bile geçirmezken, dünya ve kâinat görüşünü türbanı aracılığıyla ilân eden kadın yargıcın vereceği hüküm, erkek cinsi lehine cinsiyet ayırımı yapacağının peşinen kabulü demek olacağı için korkutur. Benzeri korkular tıptan sahne sanatlarına, öğretmenlikten turizme kadar hemen her uğraş dalında nüksedebilecek; yalnız seyahat edememekten yönetici kadrolarından uzak durmaya varıncaya kadar çok sayıda olası yasaklar gündemde kalmaya ve ürkütmeye devam edeceklerdir.
Bana sorarsanız, türban sorunu işbu “kadının kadına ihaneti” olarak ifade ettiğim açmazda düğümlenmektedir. Bir kısmımız türbanı egemen erkeklerle kadınlar aleyhine yapılan bir ittifak olarak değerlendirirken, diğer bir kısmımız yasakçılarla birlikte hareket etmek suretiyle kendilerine tekâmül yollarını kapayan hemcinslerinin ihaneti olarak görebilmektedirler. Her halûkârda, konu üzerinde tartışacak, uzlaşma zemini arayacak, meseleyi çözüme ulaştırmaya çalışacak olan kadınlardır; kadınlar üzerinden ahkâm kesen muhalif ya da muvafık erkekler değil. Bu aşamada gerçek tehlike arzeden bir şey varsa, o da tarafların içtenlikle konuşacakları yerde birbirlerini basmakalıp sıfatlarla takdim ve itham etmeyi sürdürmeleri olsa gerek. Rahmetli Meriç’ten mülhem bir ifadeyle, kavga, kadın ile kaderi arasında olmalıdır, kadın ile kelimeler arasında değil.
(1) Devi Bhagaveta (1.5.83)
(2) Yeni Ahit, 1.Timoteosa.
(3) “Allahümme ecirna min şerri’n-nisa...”
*
jörmungand
,
19:36
2
yorum yapılmış. [siz de yapın]
etiketler: baş örtüsü, gazete: zaman, medya, sansür, türban, özgürlük
A Tribute to 28 Şubat
28 Şubat'ın 11. yıldönümüne sayılı günler kala, merkez medyada yine bir o dönemlerdeki gibi çarpıtma, abartma ve hatta direk uydurma haber yapma çalışmaları görülüyor. Tek tek hepsini yazmayacağım, çeşitli bloglarda gayet güzel yapılmış zaten. Genel bir özet vereceğim, topluca bir bulunsun diye. Değinmeden geçmeye gönlüm el vermedi.
Varan 1
Tarih: 6 Şubat
Gazete: Hürriyet, Milliyet, Sabah.
Haber: Sünni kadın Yezidilere sığındığı için Sünniler tarafından ezan eşliğinde linç edildi.
Doğrusu: Yezidi kadın, Sünni erkekle evlendiği için Yezidiler tarafından linç edilmiş. Ayrıca bu olay 10 ay önce olmuş ve bu gazetelerde doğru şekliyle yer almış zaten zamanında.
Varan 2
Tarih: 14 Şubat
Gazete: Hürriyet, Milliyet.
Haber: 2 kıza, etekleri kısa olduğu için kezzap atıldı.
Doğrusu: 2 kızda okul üniforması, daha sonra saldırılan 3 kadından birinde normal etek, diğer ikisinde kot pantolon var. (Fazla önemi olmasa da, atılan asit kezzap değil.)
Gerizekalısavar: "Kot pantolonlulara da saldırmış işte amaan bir şey yok" demiyorum, olayın dini gerekçelerle olduğu yönünde bir kanıt yok.
Bonus: Kezzap atılan öğrenci fotoğrafları için tıklayın!
Varan 3
Tarih: 16 Şubat
Gazete: Radikal (Haluk Şahin)
Haber: Bir kadını yalnız diye pastaneye sokmamışlar. Sebep ise; "öyle, sormayın."
Bu, yalanlanabilecek mertebede bile değil. Ne pastane'nin adı belli, ne sebep. Ayrıca, zaten bu ülkede yüzlerce bar erkekleri "damsız" almıyor, yüzlerce otelde kadın ve erkeklerin havuzları ayrı. Eğer bu konu haber oluyorsa, bütün gazeteler her gün "delikanlıyı bara almadılar" haberleriyle dolu olmalı. (Ben en bi laik üniversitelerimizden ODTÜ'nün bir öğrencisi olarak, kızlar yurdundaki bir arkadaşıma kahve içmeye gidemiyorum yahu, var mı ötesi?)
Bakın nasıl da objektifim bonusu: Bahçelievlerde Allah Paniği.
Tarih: 16 Şubat
Gazete: Hürriyet, Zaman.
Haber: Bir apartmandaki dairelerin kapısına Arapça "Allah" yazıldı.
Zaman gazetesi bunu yalanlamaya çalıştı ama, yalanlama içindeki "olay 5 ay önce olmuştu, komşumuza ise yazı yeni yazılmış" ifadesiyle aslında doğrulamış oldu. Tabii provokasyon amaçlı, karşıt görüşte insanlar tarafından yazılmış olma ihtimali olmakla birlikte, (Zaman, yazı kötü yazıldığı için böyle olduğunu iddia ediyor ama çok zayıf bir iddia bu.) diğer yalan/çarpıtma haberlerin arasında, gerçekten rahatsız edici yegane haber bu. Namazında niyazında insan bile kapısına Allah yazılsa bir tırsar herhalde. Bildiğin faşizm.
Resim: Medya Öldürür, Eleştirel Günlük, Türk Medyası.
*
jörmungand
,
03:10
2
yorum yapılmış. [siz de yapın]
etiketler: gazete: hürriyet, gazete: milliyet, gazete: sabah, gazete: zaman, laiklik, medya, provokasyon, yalan
16 Şubat 2008
Başörtülü kadınlar: Herkese Özgürlük
Nur topu gibi bir bildirimiz daha oldu. Bir grup başörtülü kadın, genel olarak hem özgürlük, hem laiklik paralelinde yeni bir bildiriyi yalnızca başörtülü kadınlar için imzaya açmış: Biz henüz özgür olmadık.
Haklarını savunurken yanlarında olduğumuz, bizim haklarımız yenirken ise yanımızda tek tük görebildiğimiz dindar kesimden çok büyük umut veren bir adım. Kürt sorunu, Hrant Dink cinayeti, 301 sorunları çözülmeden, azınlık vakıfları ve alevilere özgürlükleri verilmeden, nerede nasıl örtülüneceği dayatması sona ermeden ve YÖK kaldırılmadan kendilerinin üniversiteye türbanla girseler de özgür olmadıklarını söyleyip, şöyle bitiriyorlar:
Birimizin diğerimiz için tehlike olduğu korkusunu yayıp bizi birbirimize düşürerek bu adaletsiz düzenini devam ettiren yasakçı zihniyet tamamen ortadan kalkmadan hiçbir özgürlük tam özgürlük değildir.Bu bildiriye mesela ekşi sözlükte gelen saçma sapan yorumlardan nasıl da anlaşılıyor bu "yasakçı zihniyet"in ezberini bozdukları. Adamların kafası almıyor başı örtülü kadınların başkalarının özgürlüklerini de samimiyetle savunabileceğini. Artık en azından bu bildirinin altındaki imza sayısı kadar "dindar" kadının, diğer özgürlük mücadelelerinde de samimiyetle yanımızda olduğundan eminim. Selam olsun o kadınlara!
Özgürlüklerin kısıtlanmasının ne demek olduğunu bilen insanlar olarak, bundan sonra da her türlü ayrımcılığın, hak ihlalinin, baskının, dayatmanın karşısında olacağız.
Unutulmamalı ki; “Gökler ve yer adaletle ayakta durur.” (Hz. Muhammed)
*
jörmungand
,
20:24
4
yorum yapılmış. [siz de yapın]
etiketler: baş örtüsü, türban, özgürlük
15 Şubat 2008
Eurovision Şarkısı
Bu sene mor ve ötesi ile katılacağımız Eurovision'a göndereceğimiz şarkı belli olmuş çaktırmadan. Şarkının adı "Deli", ve şu ana kadar Türkiye'nin bu yarışmaya gönderdiği en kaliteli şarkı olma ihtimali yüksek. Ortalama bir mor ve ötesi şarkısı olmuş, ama bu eurovision standartlarında "oldukça iyi" demek.
Bakalım Lordi'ye açık ara birincilik kazandıran çılgın eurovisioncular mor ve ötesi'ni nasıl bulacak. Değişen yarı final sistemi nedeniyle Almanya, Bosna Hersek, Hollanda, Belçika ve Azerbaycan'dan beleş gelen dost ve kardeş ülke/gurbetçi oyların bu sefer alamayacağımız yarı final'i kazasız belasız atlatmasını diliyorum.
*
jörmungand
,
22:36
0
yorum yapılmış. [siz de yapın]
etiketler: eurovision, müzik
10 Şubat 2008
soL öne sürüyor
(Başlık "Ayşegül ata biniyor" vurgusuyla okunacak.)Haber çarpıtma, hedef gösterme ve "çamur at izi kalsıncılık"ta Vakit'ten sonra ülkenin en iyi gazetesi, TKP yayın organı soL (bu kağıda basılmıyor) , daha dün imzaya açılan ve benim de bahsettiğim "Hem Özgürlük Hem Laiklik" kampanyasına saldırmakta da hiç gecikmemiş. Üniversitede Özgürlük'ü de unutmamışlar tabii.
ÜKD imzaları 4 bine ulaştı başlıklı, Üniversite Konseylerinin "Ülkemizi ve üniversitemizi gericiliğe teslim etmiyoruz" başlıklı imza kampanyası'nın reklamını yapma amaçlı yazıda, "rakip" imza kampanyalarına da adet olduğu üzre çamur atılmış.
Dün bazı gazetelerin "imza savaşları" ya da "savaş ilanı" gibi başlıklarla ÜKD kampanyasını "Üniversitede Özgürlük" adını kullanan türban destekçilerinin kampanyası ile "karşılaştırmalı" vermeye çalıştığı görüldü. Ancak türban destekçileri dün 3 bin 549 imza ile kampanyalarını sona erdirdiklerini açıkladılar. AKP-MHP-liberal ittifakı olarak yola çıkan türban destekçilerinin istedikleri etkiyi yaratmakta zorlandıkları, sınırlı sayıda liberal ya da "solcu" dışında listeyi dinci ve faşist isimler dışındakilere açmakta başarısız oldukları için kampanyalarını sonlandırdıklarına dikkat çekiliyor.Başından (baştan emin değilim, en azından ortasından) itibaren 7 şubatta biteceği açıklanmış olan kampanyanın, soL'un tahmin ettiği bazı sebeplerden, birdenbire sona erdiriliverdiğine "Dikkat çekiliyor"muş. Kim çekiyor dikkat? Kaynak kıçım muhtemelen? Bu tür yayınların en çok başvurduğu "belirtiliyor" yöntemiyle sallamışlar yine kendi düşüncelerini. "'Üniversitede Özgürlük' adını kullanan türban destekçileri" nedir peki? Sanki 80 yıllık geçmişi, hatırası olan bir isim "Üniversitede Özgürlük" de, o ismi alakaları olmadığı halde kullanarak gerçek "Üniversitede Özgürlük"e hakaret ediyorlar? Kendilerine "TKP adını kullanan parti" diye çok deniyor ya, ondan herhalde, misilleme yapmaya çalışmış soL'cular, ama olmamış. Tırnak içinde "solcu" da çok şirin durmuş. Türbanlıların üniversiteye girme yasağını kaldırmak isteyenler solcu olamaz yani, onu diyor.
Bir başka dikkat çekici gelişme de başlangıçta yüzlerini "özgürlükçülük" gerekçesiyle türban destekçilerine dönseler de "AKP'cilik" yapmayı kendine yediremeyip başka aranışlar içine giren liberal isimlerin yeni imza girişimlerinde bulunmaları. Ancak "hem özgürlük hem laiklik" örneğinde olduğu gibi sorunu "demokratikleşme" üzerinden tarif eden ve kafa karışıklığı ile malul metinlerin büyük bir çaresizliği yansıttığı dikkat çekiyor. Ayrıca ODTÜ'den Mesut Yeğen, Meyda Yeğenoğlu, Teoman Pamukçu gibi "Üniversitede Özgürlük" metnine de imza veren isimlerin "hem özgürlük hem laiklik" metninde de imzaları bulunuyor.Kafa karışıklığı ile malul metinlerin büyük bir çaresizliği yansıttığı dikkat çekiyormuş. Hangi kafa karışıklığı, hangi çaresizlik? Hiç bir açıklama yok yazıda başka. Ne güzel de söylemişsiniz, oturtmuşsunuz, hiç gerek yok değil mi zaten açıklamaya.
En güzel yer de "şu şu şu hem ona hem buna imza atmış bak, ortayolcu pis kaka adamlara bak" bölümü. İnceleseler "bazı" başka isimlerin de hem kendi sevdikleri "Üniversite Konseyleri" bildirisine, hem de o "kafası karışık, çaresiz" "Hem Özgürlük Hem Laiklik"e imza attıklarını görecekler, şöyle bir göz gezdirdim bir kişi gördüm bile ben. Hem de o da ODTÜ'den.
Yazının devamında Orhan Pamuk'a ve çok sevdiğim, hastası olduğum parti CHP'ye de "öne sürülüyor"lu "kaynak kıçım"lı çamurlar atılmış, isteyen gitsin okusun, ben sıkıldım.
*
jörmungand
,
17:40
0
yorum yapılmış. [siz de yapın]
etiketler: baş örtüsü, gazete: sol, türban









